TARİHİ YAPIDA YAŞAM ÖDÜLÜ

NİLGÜN DİCLE DERİN EVİ

Nilgün Hanım bu konutu 2014 yılında satın alıyor. Kendi deyimi ile bir mabet gibi kendi ailesinin anılarını yaşatacak, sevdiği dostlarıyla bir araya gelecek bir mekân haline getiriyor. Ev, ailenin pek çok mobilya ve aksesuarıyla tam da kullanıldığı şekilde ve günümüzde de kullanılabilecek biçimde düzenlenmiş. Aynı düzen içerisinde onunla uyumlu biçimde Nilgün Hanım’ın ürettiği heykel eserlere de yer verilmiş. Ortaya mekânla tefrişatın uyum içinde olduğu, ona yeniden nefes olan bu mekân ortaya çıkmış.

Nilgün Hanım bu evi aldıktan sonra aynı yıl tescil edilmesini sağlıyor. Kültür mirasının özgün özellikleriyle korunarak yaşatılması gerektiğine yönelik bakış açısı; çocukluk dönemlerine kadar uzanıyor. Ailesi, Küçükyalı’da buradaki konuta benzer mütevazı büyüklükte iki katlı cumbalı bir konutta kiracı olarak yaşıyormuş. Evin sahibinin konutu satma kararı ile anneanne ve dede bu evden ayrılmış. Nilgün Hanım’ın anne ve babasının evlendiği bu ev; kendi çocukluğuna ait anılarla bezeliymiş. Balkan Savaşı sürecinde Piriştine’den gelip İzmir’i yurt edinen anneanne ve dedenin oturduğu ev satılınca ve yerine apartman yapılınca geçmişteki yaşam kültürünün kesintiye uğramış olması Nilgün Hanım’ın yaşamında önemli bir dönüşüme neden olmuş. O günlere duyulan özlem, uzun yıllar böyle bir mekân hayalini tetiklemiş. Koşullar uygun olduğu anda bu konutu satın alarak Küçükyalı’daki evde kullanılan eşyaları, fotoğraf ve objeleri ile bir aile anı evi oluşturmuş. Her bir obje için ayrı ayrı envanter de hazırlamış Nilgün Hanım. İçeriğinde 19. yüzyıl sonlarında üretilmiş kurmalı sarkaçlı saatten, pikaba; döşemesine kadar özgün misafir koltuklarından, aslan ayaklı masaya kadar pek çok eser araştırılıp katalog haline getirilmiş durumda. Nilgün Hanım; ana eğitimi tıp doktorluğu dışında, doktorluğun yorucu temposunda kendini rehabilite etmek için önceleri hobi olarak başladığı cam ve seramik heykel çalışmalarını sonrasında esas uğraşı haline getirmiş. Bu sanatın kökenlerine yönelik araştırma ve öğrenme isteği ile başlayan, koruma kültürünü de içinde barındıran arkeoloji, ardından sanat tarihi lisans eğitiminin, konutun özgün özelliklerine yönelik bilgisini, bakışını ve onu nasıl yaşatacağına yönelik faaliyetlerini de beslediği aşikâr. Alsancak Garı’nın ana cephesine bakan caddenin bir arka sokağında yer alan ve bitişiğindeki yapı ile ikiz olan bu konut; demir yolları ile ilişkili olabilecek görevlilerin lojmanı ya da kurum ziyaretçilerinin misafirhanesi işlevi ile inşa edilmiş olabileceğini düşündürtmektedir. Olasılıkla o yıllarda dokuda çok daha fazla sayıda bulunmaktaydı. Sokaktan giriş alan cumbalı, bodrum üzerinde iki katlı konutun ana girişi kapısı, birinci kata açılmakta. Buradaki giriş; kapının nişi ile birlikte merdiven sahanlığını oluşturmakta. Üst katta ise merdiven bitiminde yer alan minik bir dağılım mekânı, karşılıklı iki odaya ve sokağa bakan taraftaki odadan da cumbaya yöneliyor. Simetrik cephe düzeni planda da kendini gösterirken en fazla iki kişinin yaşamasına uygun konutun en üst katında yer alan Alsancak evlerine has terastan Alsancak Garı ve mevkii net olarak görülebiliyor. Nilgün Hanım’ın annesi ve babası  avukat, ikisi de Devlet Demiryolları’nda çalışıyormuş. Alsancak demir yollarında tanışıp, aşık olup evlenmişler. Dolayısı ile Alsancak Garı onun çocukluğunun bahçesi gibiymiş. Öğlenci oldukları zaman buraya gelip okula kadar burada zaman geçirirlermiş. Nilgün Hanım bu evi sonradan da alsa, aslında tanıdığı bildiği belki de evi gibi alıştığı bir muhite yeniden gelmiş de diyebiliriz. Bu evde ailesinin nefesini hissettiğini dile getiriyor. Ayrıca bu evi aldıktan sonra kurumlarla iletişim kurarak bulunduğu sokağın temiz tutulması, bakımı gibi çabalarıyla bulunduğu ortama değer katıyor. Yapının özgün değerleri ile yaşaması için özel bir titizlik gösteriyor. Bodrum katta yer alan mutfak bölümünün özgün hale gelmesi için  araştırmalar yapıyor.

İSMAİL VE ZUHAL PAYA EVİ (PAYA APARTMANI)

Avukat İsmail Paya ile eşi Zuhal Paya ve çocukları için tasarlanan Paya Apartmanı, Karşıyaka’da günümüze ulaşan nadir aile apartmanı örneklerindendir. Akhisar’dan İzmir’e yerleşmek üzere gelen aile; parseli satın aldıktan sonra apartmanlarını
Mimar Ziya Nebioğlu’nun tasarlanmasını arzu etmiş ,ilk proje 1950 yılında 3 katlı olarak tamamlanmış, 1957 yılında ise yine Nebioğlu’nun imzasıyla dördüncü kat eklenerek son halini almıştır. Her katta tek bir dairenin bulunduğu yapıda, ortak yaşam alanları denize, yatak odaları ise arka ve yan bahçeye bakmaktadır. Birbiriyle bağlantılı misafir odası, salon ve yemek odası tamamıyla sahil cephesine hâkim haliyle körfezi her yönden içinde yaşatıyor. Yapı dış cephe organizasyonu olarak modernist bir estetiğe sahip. Dış cephede kullanılan pres tuğla ile kaplı cephe duvarları; her katı vurgulayan yatay olarak uzayan beyaz silmeli geniş saçakları, yeşil panjurları, incecik yuvarlak kolonları, asimetrik cepheyi dengeleyen aynı zamanda ulusal mimarlık akımlarını yansıtan yan cephede kullanılan “V” şeklinde pilonlarla modernist tavra dikkat çeken önemli bir örnektir.

(1915-1975) Mimar Ziya NEBİOĞLU

ALİ VE MERAL ŞAŞAL EVİ

Bulunduğu dokuda köşe parselde kalan konutun sahibi; fizyolojik özellikleri ile akla ilkin göçmen olduğunu düşündürse de Meral Hanım kendisinin de ifadesi ile yerli Bornovalı. Dedesi de 1856’da Bornova’da dünyaya gelmiş. Kendisi 1944 Bornova doğumlu. Tarihi bir okulda İzmir Kız Lisesi’nde lise ikiye kadar eğitimine devam ediyor. O sırada kendi deyimiyle “kısmetmiş 1961’de evlendim” diyor. Eşi Ali Bey, battaniye üreticisi. Yeni çift evlendiklerinde şimdiki idari yönetimde mahalle olarak geçen o zamanlardaki statüsü ile Doğanlar Köyü’ne yerleşmiş. 1962 yılında ilk bebekleri dünyaya gelmiş. 1964 ikinci bebeklerini, 1966’da üçüncüsü doğmuş. Orada yedi yıl yaşadıktan sonra evlatlarının iyi eğitim almaları için Bornova’ya taşınmaya karar vermişler. Bu süreçte müstakil ev arayışları sürmüş. Çocuklarla hayatın apartman tarzı evlerde kolay olmayacağını düşünerek müstakil evde yaşamayı tercih etmek durumunda kalmışlar.
1968 yılında şu an oturdukları evi almışlar. Meral Hanım’ın verdiği bilgiye göre bina 1955 yılında dönemin Ziraat Okulu Müdürü Rafet ÖNCEL’in yönetiminde Astronomi Kürsüsü olarak kullanılmış. Ali ŞAŞAL her gün Doğanlar’dan Mithat Paşa Meslek Lisesi’ne gidermiş. Orada Elektrik bölümünde okumuş. O zaman köyde mahrumiyet varmış. Yağmurlu havalarda köye dönemediği için kışın arkadaşının evinde kalırmış. Ali Bey’in okul yıllarında yapım aşamasında
olan bu evin önünden geçerken hep kendisi için de böyle bir eve sahip olmayı hayal edermiş. Döneminin modern yapılarından olan bu yapının böylesi bir ilgi çektiğini bu ifadeden anlıyoruz. O dönem, evin bulunduğu bu bölge yerleşimin olmadığı bir alanmış. Daha öncesinde ise mezarlık alanıymış. Mezarlık boşaltılınca belediye bu alanı parsellere ayırarak imara açmış, satışa başlamış. Bornovalılar, büyüklerin mezarları üzerine ev yapmayı doğru bulmadıkları için  buradan arsa almamış. Zaman içerisinde görev amacıyla gelip, yatırım yapmak isteyen subay, mühendis vb. meslek erbapları arsa satın alarak buraya konutlar yaptırmaya başlamış. Ali Bey gençlik hayali olduğu için mezarlık bölgesi  olmasına rağmen bu evi satın almış ve 1969 yılında taşınmışlar. Konuta yerleşmeden önce ise büyük bir onarım gerçekleştirmişler. 1974 yılında kızları Sema Hanım bu evde dünyaya gelmiş. Çocuklar, torunlar bu evde büyümüş. 2011 yılında elli yıllık hayat arkadaşını kaybetmiş Meral Hanım. Onunla süren bu evliliğinden oldukça hoşnut olarak “Sevgi ve saygı içinde yaşadık bir ömür” diyor. Eşinin “Ben öldükten sonra sakın müteahhite evi vermeyin. Sizler oturun, sizler yaşayın.” vasiyetini de bizimle paylaşıyor. Meral Hanım da en az eşi kadar evinin yaşamasını arzu ediyor. Eşinin ölümünün ardından çok sayıda müteahhit kendisini arayıp evi satın almak için dil dökmüş. Meral Hanım ise eşinin hatırasına saygı, yaşadığı eve bağlılığı ile evlerinin satılık olmadığını dile getirerek aile evlerini bugüne ulaştırmayı başarmış. Kendisi de tarihi bir Bornova evinde dünyaya gelen Meral Hanım’la ailesi ile ilgili sohbet ederken annesinin İzmir’in kurtuluşu sırasında 7-8 yaşlarında bir kız çocuğu olduğunu, Merkez Cami’nin yakınlarındaki evlerinin önünde askerlerle birlikte Atatürk’ün Bornova’ya girişine şahit olduğunu öğreniyoruz. Kendisinin de doğduğu bu evde annesinin anılarından Rum ve Musevilerle komşu olduklarını öğreniyoruz. O zamanlar, annesinin komşuluk ilişkileri içinde Rumcayı öğrenip çok güzel konuştuğunu, Musevi komşularının cumartesi iş yapmadıkları için onların ihtiyaç
duyduğu küçük işlerde onlara yardım ettiğini aktarıyor bize. İzmir’in kurtuluşunun bağımsızlığımız ve Cumhuriyetimiz için ne kadar kıymetli olduğunu, ancak gayrimüslüm komşularının yaşadıkları topraklardan ayrılmaları karşısında
üzgün olduğunu da dile getiriyor. Savaşın herkes için zor olduğunun altını çiziyor.

BİRAY VE TÜMAY TAVUKÇU KARDEŞLER EVİ

Dedelerinin babası Mehmet Nuri Bey yaptırmış evi. Üç kardeş Kos’dan gelip Menemen’de toprak sahibi olmuşlar. Bu sokakta tam karşıda ve köşe başında diğer kardeşlerin yaptırdığı evler bugün hala ayakta. Mehmet Nuri Bey,  Menemen’e gelince bu evi bir Rum ustaya yaptırmış. O zamanlar evleri hep Rum ustalar yaparmış. Tabi evin sahibinin Müslüman-Türk olduğunu vurgulamak için sokağa bakan üçgen alınlığın üzerine ay yıldız işlenmiş. Simetrik düzendeki bu ev, bodrum üzerine tek katlı orta sofalı. Sofaya açılan dört oda var. Arka cephede bir koridor ve mutfak yer alıyor. Arkasında da minik bir bahçesi var. Kardeşler aile anılarına saygılarını ve tarihi bir konakta yaşamanın mutluluğunu dile getiriyorlar. Anneleri Avukat Miray Tavukçu. Menemen’in ilk avukatlarından. Kendisi gibi avukat eşini çok genç yaşta kaybetmiş. Yakın zamanda kendisi de yaşama veda etmiş. Şu anda iki kardeş bu evde yaşıyorlar. Menemen’de kendi evini restore edip yaşayan ilk aile olduklarını söylüyorlar. 2019 yılında restore edilmiş konut. Ailenin İzmir’e ve Menemen’e yönelik sosyal yaşamı, siyasi ortamı ve sanatsal birikimleriyle anılarına sahip çıkması
Menemen’e değer katıyor.

TARİHİ MEKÂNDA GELENEKSEL ZANAATLARIN YAŞATILMASI ÖDÜLÜ

SAMİ HOSSEİNİ, DEF USTASI

Sami HOSSEİNİ, İran’dan 2012 yılında Türkiye’ye gelmiş. On yaşından beri müzikle ve ritimle ilgileniyor. Def ve Erbane çalmakla başlamış müziğe. Def çalmaya ilgilisinin nasıl başladığını sorduğumuzda yaşadığı coğrafyada bu  enstrümanın çok  yaygın olduğunu öğreniyoruz. “Buradaki saz gibi orada da def bilhassa bir önceki jenerasyonun yaygın olarak kullanıldığı bir enstrümandı. Henüz çok küçükken okul arkadaşım Hamit’in evine ders yapmaya gittiğimde onların duvarında asılı olarak görmüştüm defi. Babası ziraat işleri ile ilgilendiği için şehir dışına çıktığı bir gün Hamit bana bildiği dini eseri çalınca ben o sese âşık oldum. O ses ve onun ezgisi hala kulağımdadır. Sonraki günlerde  Hamit’in babasının her iş seyahatine çıkışında Hamit’ten o defi çalmayı öğrendim. İşi o kadar çok abarttım ki bir gün o defi eve getirip çalışınca evdekilerden büyük azar işittiğimi hatırlarım. Bu sanatı geliştirmek için nasıl yollar izlediniz, bizimle paylaşır mısınız? Bu aşk, çok küçük yaşlarda olmama rağmen hoca araştırarak çalmada ustalaşma arzumu tetikledi. İlk hocam bir Ney ustasıydı. Tekkelerde, zikirlerde çalınan neyi bu yolla öğrendim. Son hocam Tahran’da idi. Hiç bezmeden, uzak demeden bir yıl boyunca Tahran’a giderek hocadan öğrenilecek tüm bilgileri edindikten sonra kendi yolumu çizmeye başladım. On beş yaşına gelmiştim. Kurs açtım. İki yıl sonra ilk grubum İRFAN’ı kurdum. O zamanlar tasavvuf etkisindeydim. Zaman geçtikçe gelenekten ve zikirlerden farklı bir halk müziği yapmak istedim. Defin yanına tar ve santur ekledim. Ardından AHURA’yı kurdum. Bu grup içerisinde kız öğrenciler de vardı. Biz
kadın erkek birlikte çalışarak o müzikleri üretmiştik. İlk konserimizi organize ettiğimizde çok itirazla karşılaştık. Bulunduğumuz yerde kızların etkinlik içerisinde yer alması hoş karşılanmıyordu. Çok çalışmıştık. Ama konserin iptal
edilmesi için çok ısrar oldu. Grubun kız üyeleri konserin iptal olmaması için sahneye çıkmama kararı alarak konserin gerçekleşmesini sağladılar.” Tanıtımlar yapılmış. O gün geldiğinde uzun konuşmalarda babasına teşekkür etmiş. Büyük destek olduğunu söylemiş. Gerçekte hiç desteği olmayan babası bu kalabalık konserde onore olduğu için sonraki çalışmalarına itiraz etmekten vazgeçmiş. “Konserin ortalarında da kız sanatçılarımızı sahneye aldık. Bu o günün koşullarında bir devrimdi. Ben o sıralarda henüz 18 yaşındaydım.” Yani 18 yaşında sanat üretmeye karşı sert bir tutum var ülkede, zor zamanlar… Bunlar çalma sanatı üzerinde yoğunlaşan deneyimler. Peki def yapımını nasıl öğrendiniz?
“Derviş MULUK bizim komşumuzdu. Hiç çocuğu olmamıştı. Beni bu yüzden çok severdi. Onun oğlu gibiydim. 15-16 yaşlarımda bana defin nasıl yapıldığını, derinin nasıl işlendiğini hepsini göstermişti” İran’da Diş Laboratuvarlığı  bölümünden mezun olduktan sonra, İzmir’e diş hekimliği okumaya gelmiş. Sonra konservatuvara başlamış. Def, erbane olarak başladığı müzik sevdası onun konservatuvar eğitimine sürüklemiş. Dernekler yoluyla eğitmenlik yapmaya başlayınca yolu Kemeraltı’na düşmüş. “İzmir Müzisyenler Derneği ile Dersim Derneği’nde eğitim vermeye başlayınca iç içe olduk. Sonra kendi atölyemizi açtık. Orada öğrencilerimizi geliştiriyorduk. Derslerimizi yapıyorduk” diyor. 2013 yılında müzik grubu aynı adı verdiği Ahura Ritim Topluluğu’nu kurmuş. 2013 yılından itibaren grupla yaptığı yoğun çalışmalar sayesinde o alanda kendiliğinden bir kültür oluşmaya başlamış. 2016’da ise yapım atölyesini açımış. “Yapım
olarak ilk burası ama Birinci Beyler’de bir atölyemiz daha var. İlk atölyemiz orasıydı. 2013’te orayı kiraladık, 2016’da da burayı. İki yer var hala ”Yerin seçimindeki en temel etken ise komşularını rahatsız etmemek ve müziği üretirken sakin bir yerde üretim yapabilmek. Zamanla Kemeraltı Çarşısı’nı keşfederek tarihin içinde yaşıyor ve üretiyor olmaktan keyif almaya başlamış. Hem sanatçı hem de zanaatçı olmanın büyük hüner istediğini, çalarak başlanan enstrümanla ilişkinin bir de yapımını başardığınızda daha güçlü bir bağ oluşturduğunu, duymak istediğiniz tınıların nasıl yapılabileceği konusunda fikir oluşturduğunu iletiyor bize. “İçinde bir ritim var. Onu yakalamak gerekir.

İBRAHİM ŞAHBAZ / NAMLI İĞNE, YORGANCI

Mesleğe bir arkadaşının yönlendirmesi ile 13 yaşında başladığını belirterek söze giriyor İbrahim ŞAHBAZ. Askerde dahi mesleğini bırakmaksızın yaptığını aradan geçen elli üç yıla rağmen heyecanla aktarıyor bize. “Yorgancı Hayrettin HENDEK’ti ustam. Dört sene onunla çalıştıktan sonra içimdeki heyecanla birçok kişinin yöntemini; divan, perde, yastık, yorgan yapım sistemlerini öğrenmek için dolaştım. Çocuk yaşlarda yorgan dikerken yapamadığım bir şey  olduğunda hırsımdan ağlardım. O kadar zanaatımda hırslıydım, hala da ayrıntıcı ve titizim” diyor. Geçmişe dalıyor gözleri: “Eskiden elde toplanır, kar beyaz olurdu pamuklar. Şimdilerde hep makine ile toplanıyor tozları ile birlikte siyah siyah geliyor. Eskiden iplikler bile boyanırdı yorganın rengine göre kumaş boyalarıyla, şimdilerde hazır alıyoruz” diye devam ediyor İbrahim Bey. Bir yorganın hazırlanma aşamalarını soruyoruz kendisine; önce çatısının hazırlandığını, yorgan yüzlerinin ve astarının makinede dikildiğini, içinin pamuklama ve yünlemenin yapıldığı odada sopalanıp yine dikim bölümüne geçildiğini anlatıyor. Dikim odasında yorgan üzerine istenen desenlerin çizilip, bir-iki gün içerisinde yorganın tamamlanabildiğini öğreniyoruz. “İyi bir yorgan ustası her şeyi kendi yapıyorsa iyi bir ustadır benim gözümde. Çatısından dikimine, desen çizimine kadar” diyor kendinden emin bir edayla ve ekliyor: “Bergama’da iki kişi kaldık bu işi yapan.” Günümüzde yün ve pamuk yorgana ilginin nasıl olduğu soruyoruz: “Eskisi gibi ilgi yok, elyaftan çok daha sağlıklı olmasına rağmen artık yün ve pamuk yorgan, yastıklar tercih edilmiyor” diyor. Söyleşimizi bitirirken İbrahim Bey, yorgancılara ait bir dernek olmadığını ve terziler derneğine bağlı olduklarını üzüntüyle belirtirken bu durumun değişmesine yönelik temennilerde bulunuyor.

HATİCE ÇAKIROĞLU, ÇAPUT KİLİM DOKUMACISI

Hatice Hanım 1949 doğumlu. On beş yaşında annesinden öğrendiği çaput kilimi, neredeyse yarım asırdır dokuyor. Yirmi beş yıldır da bu evde üretimini sürdürüyor. Bu zanaatla evin geçimini sağlamış, çocuklarını bu yolla okutmuş, büyütmüş bir anne. Pek çok türde üretimi evde yapan, işlik kültürünü yaşatan bir örnek olarak karşımıza çıkan Hatice Hanım, çocuklarına da kollarında altın bilezik olsun niyetiyle bu üretimi öğretmiş. Kızı Şengül Hanım öğrendiği bu mesleği halk eğitimde öğrenmek isteyen kişilere aktarmak için girişimlere başlamış. Meslek üzerinden usta belgesi alarak kilim dokumayı geliştirmeyi planlıyor. Kilim dokumada artık pamuklu kumaşları ve yünleri kullanıyorlar.  Bergamalılar artık kıyafetlerden oluşan malzemeleri Hatice Hanım’a getirerek istedikleri ölçüde kilimleri ona sipariş ediyorlar. Kilim dokuma için malzemeleri getiriyorlar. Hatice Hanım arşın ölçüsünde (68 cm) eninde istenilen uzunlukta üretim yapıyor. Yurtdışında yaşayan, kendi anneannesi de sağlığında dokuduğu için üretime aşina olan bir Türk, Hatice Hanım’ın dokuduğu kilimlerle deriyi birlikte kullanarak çantalar üretmiş. Bu gelişme ailede kilimden başka objeler üretme konusunda itici güç sağlamış. Şimdilerde yenilikçi tarzda bu zanaatla neler yapabilecekleri üzerine çalışıyorlar.

FERİDUN EMRE, SAZ USTASI

Manisa Kırkağaç doğumlu Feridun Usta; tütün tarlalarında annesinin türküleriyle büyümüş. Onun okuması yazması yokmuş, ama çok güzel türkü söylermiş. Bütün türküleri bilirmiş. Geceleri lüks ışığı altında tütün tarlasında tütün toplanırken TRT radyosundaki türküleri dinlemek o zamanlarda oldukça yaygınmış. İş yaparken bir taraftan da radyo dinlerler ya da annesinin söylediği türkülere eşlik ederlermiş. Sonra bir gün babası “İzmir’e gidiyoruz” demiş. “Galiba ailede bir anlaşmazlık oluyor ve böyle ani bir kararla İzmir’e göç etme kararı alıyor babam” diyor Feridun Usta. Sene 1969, dokuz yaşında geliyor İzmir’e Karşıyaka tarafına yerleşiyorlar. Baba çiftçi, bahçıvanlık yapıyor, bir Giritlinin
çiftliğinde. Feridun Usta’da ilkokulu bitirip; Karşıyaka Ortaokulu’na başladığı zamanlarda aynı anda, Şemikler Karaköy’de Ramazan Usta’nın yanında marangoz çıraklığına başlıyor. Kapı kasaları, zımparalar… Ahşap malzeme ile tanışmasına vesile oluyor. O zamanlar henüz masif ahşap kullanılıyor. İşçilik de bu yüzden henüz el emeği ile sürüyor. Bu zaman diliminde ahşap zanaatını tanıyor. Ama sürdürmüyor. Elektrik çıraklığına başlıyor. Oradan usta oluyor. 1983 yılında Turgut Özal zamanında yetki vergisi veriliyor. O sırada askerde olduğu için kendisi bu yetki belgesinden yararlanamıyor. Tüm bu deneyimleri yaşarken aklında hep bağlama çalmak, türkü söylemek var. Ancak eli para tutmaya başlayınca bağlama çalmak için girişimde bulunabiliyor. Hocalar arıyor. (1971) Türkülere de düşkün olduğu için yolu Basmane’ye düşüyor. Aynı zamanda tabelacılık işi yapmaya başlıyor çalıştığı işletmede. 1970’lerin  Basmanesi’nde garın etrafı Gaziler Caddesi, Feridun Usta’nın atölyeye kadar boydan boya saz satıcılarının ve yapımcılarının yeriymiş. Feridun Usta “Türkiye’ye sazı İzmir yapar” diyor. Hala da burada üretimi yoğundur diye ekliyor. Bir tane bağlama satın alıyor. Ancak sazın sapı ile gövdesi düz olarak yapıldığı için ellerin yaralanmasına neden oluyor. “Ziya Uzundemir adında bir amcamız aynı zamanda Devlet Demiryolları’nda çalışıyordu o zamanlar. Kot terzihanesi orası ama akşamları saz dersi veriyordu. Onunla çalışıyoruz. Sazların teknelerini yapıyor o aynı zamanda. Orada akşamları saz dersleri için bulunurken teknelerin yarım kalmış işlerini yapıyorum” Yaptığı işçilik hocasının gözünden kaçmıyor. Derken hem saz çalmak hem de onu yapmak üzere uygun bir ortam doğuyor. Kısa bir süre sonra Feridun Usta bu sazlara sap yapmayı, onu tekneye monte etmeye başlıyor. Sazları yaparken onlara bir yenilik de katıyor. Çünkü aldığı bir saz çalarken ona epey zahmet verince bu zahmeti bertaraf etmek için bir yol buluyor. O zamanlar Basmane’deki Çağlar müzikten bir saz alıyor. Zaten o süreçlerde sanatsal çalışmayan çok saz üretiliyor. Usta bugünün  konfeksiyonuna benzetiyor o üretimi. Tellerin çekme gücünü hesap etmek gerekiyor. Gökkuşağı gibi olmalı diyor ki sazların da çekme gücü olsun. Ben bir saz yaptım. Ziya hocaya verdim. Ziya hoca çok iyi usta. Hoca bizim dükkân açmamız lazım. Sen çalış ben makineleri alırım. O tekne çatıyor, ben sapını takıyorum. Organik malzemeyle bakım yapmıyorlar. Tek kişilik ordu gibi çalışıyor. Mehmet COŞKUN adında bir abimiz yirmi tane saz siparişi veriyor. Gündüzleri elektrik işini yaparken, akşamda saz yapmaya başlıyor. Ayrıca tamir ustası da hakkınca yapan yok. Oymaları aksesuarları Samsun’da kadınlar yapıyormuş. Çuvallarla getirip yığarlarmış. Gerçekte böyle bir sektör varmış. Şimdi CNC teknolojisi var. Çok sanatçılar şimdi buraya geliyor saz yaptırmış. Talip ÖZKAN, Rıza KONYALI, Radyoevi sanatçıları Feridun Usta’nın atölyesini doldurmaya başlıyor. Kabak kemane de yapıyor. Tire Başköy’de kabak kemane
üreten İrfan ALKUR ile tanışıyor. Birlikte çalışıyorlar. Teknesi tambur bağlamalar da yapıyor. Sazın klasik görünümünü değiştirecek yeni tasarımlar da yapıyorlarmış İrfan Usta gibi… Feridun Usta kendi elinden çıkan sazı mutlaka
tanırmış. Derken ustaların da kendisine sen başka iş yapma saz yap diyerek motive etmeleriyle artık sadece saz yapmaya başlamış Feridun Usta.

SÜLEYMAN FİDAN, TENEKECİ

Menemen’de Tenekeciler Sokakta en eski üretimci Süleyman usta ile tanışıyoruz. Süleyman Usta 1937 Menemen doğumlu. 79 senedir tenekecilik yapıyor. 7 yaşından beri bu mesleğin içinde yetişmiş. Bu dükkân mesleği öğrendiği yer. Eskiden dayısının yeriymiş. Dayı peynirciliğe başlayınca dükkânı kendisi devir almış. “3 tane Buca’da, 1 tane Çeşme’de, 2 tane Urla’da, 2 tane Kuşadası’nda şu anda da etkin üretim yapan tenekeciyi ben yetiştirdim. On- onbeş tane çıraktan ustalığa kadar insan yetiştirdim hepsi de bu mesleğin ekmeği yiyorlar. Onlar tenekeciliği öğrendiler. Ama daha çok çatılara oluk yapıyorlar” diyor. Çatılara oluk yapımı seri üretim gibi bir iş olduğu için çok para kazandırıyormuş. Süleyman usta da zamanında oluk çok yapmış. Bu işle üç çocuk okuttum. Ev aldım diyor. Tenekeyi İzmir’den alıyor. İstenen her modeli üretebiliyor. Müşteri bazen ihtiyacını anlatıyor. Onun isteğine göre üretim yapıyor. Ya da müşteri bir örnek veriyor. Ona göre yapıyor. Ürettikleri arasında neler yok ki… İdare lambaları, sobalar, soba boruları, tohum ekici aletler, kandiller, çeşit çeşit kovalar, çiçeklik, kekik yağı hazırlayıcı, kahve kavurma aleti, güğüm, soba biçimli mangal… Süleyman Usta ileri yaşına rağmen birbirinden farklı alet üretimine kattığı yeniliklerle de diğerlerinden ayrılıyor. Yeniliği seviyor. Mesleğe başladığı ilk zamanlarda ne tür aletler üretiyordunuz diye sorduğumuzda; o zamanlar Menemen’de ki üzüm bağlarının çok sayıda olduğunu anımsıyor. “Üzüm bandırması vardı. Kovaya benzer delikli bandırmalarla kurutulacak üzümler yıkanıp süzdürülüyordu. Sonra temizlenen, süzülen üzümler güneşte kurutulmaya
bırakılıyordu.” Menemen’de bir zamanlar çok üzüm oluyordu diyor. “Sonra Plastik denen madde hiç yoktu. Hepsi tenekedendi. O çıkınca bizim sanat da ölmeye başladı. Plastik 50 lira, sen satıyorsun 550 lira. Alım düştü. Üretim de
unutulacak bir gün” diye ekliyor. Tenekenin ana maddesinin kalay olduğunu ve kalayı katladığınız da çıkardığı çıtırtılı sesi ustadan öğreniyoruz. Dayısı bu dükkânı bir göçmenden almış. O zaman da böyle üretimler yapılıyormuş burada. El ile yapılan tarım zamanın yerini makineler aldıkça bu üretimde yok olup gidecek. Ustanın çabası ile biraz turizme dönük ürünler üretir olmuş. Bu küçücük kâgir dükkânda ahşap kapılar, akordeonlu dükkân penceresi ve aletleriyle burası geçmişe açılan küçük ama bir o kadar da değişen dünyanın büyük farkını hissedebilecek bir tarih penceresi gibi…

HALİL İME, DEMİRCİ USTASI

Atadan beri demircilik yapıyor. Babası demirci, o da babasından öğrenmiş mesleği. Buradaki üretimi beş altı yıl kadar sürüyor. Kendisi ise altmış yıldır demircilik yapıyor. Çiftçilikle ilgili aletler üretiyor. Çapa, nacak, balta, hayvan bağlama kazığı gibi.
Usta, üretimleriyle Menemen’in geçmişten günümüze uzanan tarımla alakalı demirden malzemelerin zanaatını temsil ediyor. Aile Menemen Türkelli Köyü‘nden gelmiş. Bu üretimlerin dışında özel sipariş bıçak üretiyor. Tara, baltalık
daha pek çok alet üretme kabiliyetine sahip. Daha çok akrabalarına bu zanaatı öğretmiş. Eli iş tutanlar olmuş ama bu zanaatı biraz zahmetli olduğu için pek sürdüren kalmadı diyor usta…

ÖZGÜN İŞLEVİN KORUNDUĞU ESASLI ONARIM ÖDÜLÜ

SOBACI EVİ, FOÇA

Yapı Sahibi: Tülin Uğur SOBACI
Proje Müellifi: Fevzi BOZKIR, Neşe SARIOĞLU BOZKIR, Eercüment KUYUMCU
Yüklenici: Tülin Uğur SOBACI

18. yüzyıla değin iç kalede yaşamın sürdüğünü, 19. yüzyıla gelindiğinde artık sur dışı yaşamın başladığını bildiğimiz Foça’da günümüze ulaşan konutların bazıları giriş kapısı üzeri lentolara işlenen tarihler ve ev sahibinin adları hakkında kayıt bulundurmaktadır. Zamanla bu lentoların bir kısmı gerek yapıların el değiştirmesi gerekse yıpranması nedeniyle günümüze ulaşmamıştır. Yine de konutların 1870 ve 1911 yılları arasında inşa edildiği yapılan araştırmalar sonucu bilinmektedir. Benzerlerine diğer Ege ve Akdeniz sahillerinde rastlanmakta olan bu konutlarda tipolojik ve malzeme ortaklıkları olduğu kadar, yerel özellikleri ile ayrılan yanlara sahiptir. Çoğunlukla iki katlı olarak tasarlanıp uygulanmış olsalar da tek katlı örnekler de azımsanmayacak sayıda karşımıza çıkmaktadır. Çok yaygın olarak bahçelerinde müştemilat olarak kullanılan küçük yapıları ve pek çoğunda kuyuları bulunmaktadır. Arkeolog Felix SARTIAUX; 1913-1920 yılları arasında Foça’da sondaj kazıları gerçekleştirmiş bu süreçlerde de neredeyse tüm kenti fotoğraflamıştır. Günümüzde Foça’daki yapıların onarımında onun yayınladığı fotoğraflar iyi bir kaynak oluşturmaktadır. Sur dışında gelişen bu konutlardan biri de son sahibi Tülin Hanım olan bodrum üzeri tek kattan oluşan, ana girişi sokağa bakan, eğimli topografyasından ötürü bahçe cephesinden iki katlı görülen ve büyük bir bahçesi olan konuttur. 19. yüzyıl sonlarında Foça’da yaşayan Rum aile tarafından yapıldığı, mübadele sonrasında Yunanistan’dan gelen Müslüman-Türk aileye geçtiği, 1948, 1968, 2012 yıllarına dek el değiştirdiği bilinmektedir. Son el değişiminden uzun bir süre önce doğal şartlar, bakımsızlık ve geçirdiği yangından sonra kullanılamaz hale geldiği, sahibinin yıllar önce kullanmaktan vazgeçtiği öğrenilmiştir. Bu zaman diliminde virane haldeki konut, hurda deposu olarak kullanılmış, bu kullanım sırasında yangın geçirmiş, içindeki yanmaya müsait malzemelerin de katkısıyla konutun ön cephesi hariç, çok büyük bir bölümü yıkılmıştır. Gerçekleştirilen restorasyon çalışmalarında; sokaktan dört basamakla ulaşılan yuvarlak kemerli niş içerisinde
konumlanmış ana giriş kapısından girildiğinde; giriş ile aynı aksta bahçeye geçişi sağlayan bir koridorun olduğu, ana girişe yakın bölümünde bir oda ve arkasında büyükçe bir nişi barındıran açık sofa mekânı görülmektedir. Sofa ve odanın koridordan daha yüksek tutulduğu ve alt katının depo amaçlı kullanılması için özgününde bodrum zeminine inen orijinal ahşap basamağın eklendiği görülmektedir. Konut tüm detayları ve plan özellikleriyle Foça’da kendisi ile benzer çok sayıdaki örnekten biridir. Seçici Kurul’un ziyareti sırasında konutun 1948 yılına kadar sahibi olan ailenin torunu Figen Hanım, restore edilmiş olan konutu ziyaret etmek üzere tesadüf eseri gelmiş ve kendisi ile yapılan görüşmede; annesinin bu evde küçük bir kız çocuğu olarak yaşadığı, daha sonra okul çağında İzmir’e yerleştikleri, ailenin fırıncı olduğu, bu yüzden soyadı kanunu ile KANTER soyadı aldıkları öğrenilmiştir. Annesini çok becerikli,  korkusuz ve çalışkan olduğunu aktaran Figen Hanım “Burada küçük bir kız çocuğu iken ufak tefek olduğu için onun beline ip bağlarlarmış sonra kuyuya indirirlermiş, o da kuyuyu temizler, kireçle boyarmış. Hiç de korkmazmış”
Alt katta kullandıkları kiler, bahçede bağlanan eşekler Foça’nın o günleri adına önemli bilgiler olarak kayıt altına alınmıştır. Figen Hanım ailesinin bir dönem yaşadığı konutun onarılmasından duyduğu mutluluğu dile getirmiştir. Projesi ve uygulaması ile ödüle değer bulunan Sobacı Evi; Seçici Kurul tarafından ahşap ve demir işleri ile ilgili nitelikli ustalıkları da ödüllendirmiştir.

EMEK ÖDÜLÜ

DOĞAN KALYONCU SOBACI EVİ DEMİR İŞLERİ İLE

Doğan Bey 29 yaşında genç bir usta. Ailesi Mübadele sürecinde Selanik’ten Foça’ya gelmiş. Babası da demirci. Ağırlıklı olarak tornacılık yapıyor. Doğan Bey demir işçiliğini babasından öğreniyor. Sonra yolları Foça’da restorasyon işleri yapan uygulama alında yetkin mimar Ercüment Kuyumcu ile kesişiyor. Ercüment Bey onarımını gerçekleştirdiği evlerin kapıları için Doğan Bey’i yönlendiriyor. O da el işçiliği olan eski kapıları yine o günün ustalarının sıcak demir tekniği ile üretmeye başlıyor. Bir iki derken yüzlerce kapıyı, o yapmaya başlıyor. “Boş zamanlarımda mesela İzmir’e gelip tarihi evlerin kapılarını çeker nasıl yapıldıklarını, nasıl desenleri olduğunu inceler onları fotoğraflarım” diyor. Foça’nın özgün kapılarının da nasıl yapıldığını, nasıl desenleri olduğunu bu işler sırasında keşfediyor. Peki, siz bir Foçalı olarak böyle tarihi evlerde mi büyüdünüz diye sorunca kendisinin değil ama babasının doğup büyüdüğü deniz kenarındaki
evi anlatıyor. Sonra sohbetimiz kapı tokmaklarına geliyor. Onlar döküm olarak bir pazarı varmış ama yine de kendisinin de bakarak yaptığı örnekler olduğunu öğreniyoruz. Başka işler de yapıyor Doğan usta. Ama en çok tarihi evlerin el işi üretimlerini yapmaktan keyif aldığını dile getiriyor. Tarihi bir yapının el işi kapısı tam randımanlı çalışıldığı takdirde bir hafta içinde üretebiliyor olduğunu ondan öğreniyoruz. Şimdilerde yaptığı kapıları görenler kendisini bulup kapı yaptırıyorlarmış evlerine. Blok demiri İzmir’den alıyor ve onu keserek, döverek kızgın ateşte Foça’nın o güzelim tarihi evlerini elleriyle yaşatıyor.

KEMALETTİN GÜLER SOBACI EVİ AHŞAP İŞLERİ İLE

Kemalettin Bey, Foça’daki Tülin UĞUR SOBACI evinin tüm ahşap işlerini yapan usta. Kendisi Karşıyakalı. Ortaokul yaşlarında akranı arkadaşlarından özenerek çıraklık yapmaya başlıyor. İlk ustası Şemikler ile Serinkuyu arasında  atölyesi olan Çolak Ömer lakaplı Ömer SARUHAN’mış. “Hala hayatta ellerinden öperim onun” diyerek ustasına saygısını ve bağlılığını dile getiriyor. Uzun yıllar kendisini yetiştirdiğini bugünkü üretimlerinde onun emeğinin çok  olduğunu sözlerine ekliyor. Peki, siz tarihi evlerin ahşap islerini yapmak için nasıl bir yol izlediniz diye sorunca; “Benim yetiştiğim zamanlarda o eski evlerde hayattaydı ve onları tamirlerini de yapmayı öğreniyorduk” diyor. Sonra  çıraklık, kalfalık ustalık derken kendi işini kuruyor Seyrek’te atölyesinde üretimlerine başlıyor. Foça’daki birkaç tarihi evin ahşap işleri için mimar Ercüment KUYUMCU ve mimar Fevzi BOZKIR ile çalışmaya başlıyor. Derken üretimleri çokça beğeni alınca çok sayıda evin ahşap işleri onun ellerinden çıkmaya başlıyor. Kullandığı ahşap malzemeler için hangi ağaçlardan elde edildiğini sorunca günümüz onarımlarında dış cephedeki işlerde Irako adında Afrika, Güney Amerika kökenli ağaçtan yapıldığını, yer döşemelerinde çam, tavanlarda ekseriya ladin kullanıldığını söylüyor. Eski evlerde hangi malzemeyi kullanmışlar biliyor musunuz diye sorunca en çok çam ladinden ve ardıçtan az sayıda da meşeden üretildiğini paylaşıyor. O ağaçlarda aslında Foça’nın doğal florasının ağaçları değil mi deyince acı bir gülümseme ile “bir zamanlar ama artık tüm bu malzemeyi ithal ediyoruz” dile getiriyor. Peki, siz sizden sonrası için usta yetiştirdiniz mi sorumuza da bu işin metanet, sabır ve en çok da sevgi gerektirdiğini bunu da yeni gelen neslin tercih etmediğini söylüyor. Biraz da ülke koşullarımızın güçlüğünden dem vuruyor. “Biz eski ustaların yaptığı işlerle gurur duyuyoruz. O işleri el ile nasıl yapmışlar! Hala sapasağlam kalmış örnekler var. Biz bugünkü aletlerle o işleri yapmaya çalışıyoruz. Onların emeğinin yerini doldurmak mümkün değil” diyor.

TARİHİ ÇEVRE VE KÜLTÜR VARLIKLARINI KORUMA DALINDA KATKI ÖDÜLÜ

“FABRİKA –MEKÂNIN HAFIZASI, HAFIZANIN MEKÂNI SÜMERBANK BERGAMA TEKSTİL FABRİKASI” SERGİSİ VE KİTABI GÜNSELİ BAKİ, YÜCEL TUNCA JÜRİ ÖZEL ÖDÜLÜ

Günseli BAKİ ve Yücel TUNCA, fabrika emekçileri ile etkileşim içinde hazırladıkları “FABRİKA –Mekânın Hafızası, Hafızanın Mekânı Sümerbank Bergama Tekstil Fabrikası” projesinin Odeon Pergamon Kültür Sanat Alanında açılan sergisi ve kitabı ile 2023 yılı Tarihe Saygı Yerel Koruma Ödülleri Programının katkı kategorisi altında Jüri Özel ödülü ile onurlandırılmıştır. Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi’nin kurucuları Günseli Baki ve Yücel Tunca’nın, modernleşme sürecinde Bergama’da kurulan Sümerbank Bergama Tekstil Fabrikası’nı, kent sosyolojisi, ekonomisi ve kültürü ekseninde, toplumsal bellek, endüstriyel miras ve emeğin miras hakkı kavramları üzerinden inceleyen “Fabrika – Mekânın Hafızası, Hafızanın Mekânı” proje sergisi; insanın duygularını, anılarını yalın haliyle ve duyarlılıkla aktarmaya özen gösteren bir emeğe sahiptir. Yere özel, kendine özel bir söylemi olan sergi; orada çalışmış olan Bergamalıların  aktarımları, fotoğrafları, öyküleri ile tüm bunlardan etkilenen sanatçıları üretmeye güdüleyen ve fabrika emekçilerinin de paylaşımlarıyla kendilerini ifade etmelerine olanak sağlayarak katılımcılığı esas alan ve içindeki herkesi aktifleştiren bir  topluluğun yolculuğunun ürünü olarak doğmuştur. Bu yolculuk “Mekân’ın Hafızası”, “Hafızanın Mekânı”, “Bir Gelecek Tahayyülü Olarak Fabrika” adları altında üç bölümde toplanmıştır.

“Mekân’ın Hafızası” bölümünde; ekonomisi ve sosyokültürel yapısı, binlerce yıl boyunca kesintisiz süren tarım ve hayvancılığa dayalı üretim ilişkileriyle var olan Bergama’da, Tekstil Fabrikası’nın 1960 yılında faaliyete geçmesiyle ortaya
çıkan toplumsal yapıdaki kırılma ve dönüşümler bir zaman çizelgesi haline getirilerek sergilenmiştir. Burada ayrıca toplumsal hafızanın inşa edilmesinde etkili olan, geçmişle günümüz arasında bağ kuran kültürel belleğin fotoğraftaki
temsillerine yer verilmiştir. Bu anlatı ise sanatçıların 2019 yılında oluşturdukları ve üç yıl içinde iki bin kişiye yaklaşan Facebook grubu aracılığıyla arşivledikleri fabrikanın görsel hafızasından elde edilmiş ve yine bu yolla yüz yirmi
iki kelimeden oluşan bir fabrika sözlüğü hazırlanarak sunulmuştur. Fabrika emekçilerinin portrelerinden, hatıra fotoğraflarından ve fabrikaya ilişkin hafıza kayıtlarından yola çıkarak kurgulanan “Hafızanın Mekânı” bölümünde ise sanatçıların, fabrikanın bugününe ilişkin görsel anlatıları sergilenmiş, sergide ayrıca fabrikada kadın işçi olmayı, kadının ikinci vardiyasını anlatan “İkinci Vardiya: Bir Başkası Yapmış Gibi” ve işçi emeğini merkezine alan “Fabrika Belleği: Böyle Şeyler De Yaşadık İşte” adlı video çalışmalarına da yer verilmiştir. “Bir Gelecek Tahayyülü Olarak Fabrika” bölümü altında ise kültür mirasının pek çok açıdan ele alındığı üretimler ve etkinlikler bulunmaktadır. Söz konusu etkinliklerle sergi; fabrikanın geleceğinin çok sesli bir yaklaşımla düşünülmesi için kamuoyu ve gündem oluşturmaya vesile olmuştur. Aşağıda isimleri yer alan etkinliklere (Sarı Denizaltı Sanat İnisiyatifi’nin YouTube kanalından  erişilebilmektedir.) Gazhane Çevre Gönüllüleri’nin destekleriyle hazırlanan; Seda Naniç Zeybek’in “Emek, Mekân İlişkisi – Neden, Nasıl, Kim İçin Koruyoruz?” Fatih Kurunaz’ın “Mikro Ölçekli Bir Kent Mekânı Modeli Olarak
Sümerbank Bergama Tekstil Fabrikası” T. Gül Köksal’ın “Endüstriyel Birikimin Miraslaştırılması ve Mekânsal Dönüşümü: Güncel Örnekler Üzerinden Çelişkiler ve Çatışmalar” Işıl Uçman Altınışık’ın “Bir Gösterge Olarak Fabrika ve
Yokluğu: Sümerbank Denizli İplik Fabrikası Örneği” Gazhane Çevre Gönüllüleri’nden Maya Arıkanlı Özdemir Serkan Öngel ve Yüksel Demirtaş’ın “Endüstri Mirasına Kamusallık Üzerinden Bakmak” Uğur Tanyeli’nin “Fabrika Kentlerinin Doğuşu ve Ölümü: Dünyadan ve Türkiye’den Örnekler” başlıklı çevrimiçi seminer dizisi Gençlerin, akademisyenlerin ve sivil alan aktivistlerinin de katılımıyla; görsel sanatlar, kültür ve tasarımı birlikte işleyerek aktörlerini de içine katan transdisipliner FABRİKA projesi Kültür için Alan tarafından desteklenmiştir. Serhan Ada, Fatih Kurunaz ve Yaşagül Ekinci’nin “Endüstriyel Miras ve Kent” Eda Yiğit, Seda Naniç Zeybek ve Maya Arıkanlı Özdemir’in
“Emeğin Miras Hakkı ve Hafıza” panelleri, Hafıza yürüyüşleri, yaşayan kitap ile Gülden Ataman ve Nazlı Tecimer’in performansları da sergi projesine eklemlenmiştir. Fabrikanın mekân ve insan odaklı hafızasını işleyen sergisi; arşiv ve sözlü tarih kayıtlarını içeren web sitesi, gençlerin endüstriyel miras alanları üzerine gelecek tahayyülleri, paneller ve canlı performanslarla genişleyen, katılımcı bir yol izleyen FABRİKA projesinin kitabı aracılığı ile de tarihe bir not
düşülmüştür.

FİGEN KOŞAR “VOURLA-ÖTEKİ KIYI” KİTABI

Urla’da yüz yıl öncesi farklı etnik grupların bir arada yaşaması ile olagelen ilişkilerin hatıralarından aşina olduğumuz bir yaşam kesitini konu edinen roman; Klazomenai, Limantepe, Klazomenai Zeytin İşliği, zeytinin ve üzümün işlenmesi ve Urla ekonomisindeki yeri, Karantina Adası, Tahaffuzhane, Anaksagoras Okulu, Urla ve İskele’nin 1900’lü yıllardaki görünümü, hala ayakta kalmayı başarmış binaları, camileri, çeşmeleri, hamamları, bağlarına uzanan, o günlerin bakışını paylaşan oya gibi işlenmiş bir tarih yolculuğu yaratmıştır. Romanın kurgusu içinde şimdiki zamanla kurduğu köprüler geçmişte kalmış bir gizemi ortaya çıkararak, tarihin keşfine ortak olmayı sağlayarak tarihi değerlere dikkat çekmektedir. Roman biyografik bir kurgu olmakla birlikte tarihi kurgu içerisinde Urla’nın kültür mirasına yönelik ustaca geliştirilmiş anlatı ile araştırmanın gücünü ortaya koymaktadır. Nitekim kitap içerisinde kullanılan çok
sayıdaki dip notlar ve kaynaklar da bu başarının göstergesi olmuştur. “30 yılı aşan kurumsal çalışma hayatımı dengede tutan en büyük iki tutkum, seyahat etmek ve yazmak oldu. Batı Trakyalı bir aileden gelmeme ve Trakya’da doğmama
rağmen ülkemizin en doğusundan en batısına pek çok coğrafyada yaşama ve farklı kültürlerle tanışma imkânı buldum. Kendi ülkemin içerisinde bu kadar farklı kültüre tanıklık etmek beni dünyayı tanımaya yöneltti. Her kıtada elliden fazla ülke deneyimledim, kendi ülkemin tarihine ve coğrafyasına tekrar tekrar âşık oldum.

Gerek yurt içinde, gerek yurtdışında gördüklerimi benim gözlerimden aktarabilmek için en iyi bildiğim yolu, yazmayı seçtim. Seyahat yazılarım o yörenin tarihinden coğrafyasına, mitolojisinden halk destanlarına, yerel lezzetlerinden yemek kültürüne pek çok unsuru barındırıyordu. Seyahat dergilerinde, gazetelerin seyahat eklerinde ve bloglarda yayımlandı. Zamanla seyahat yazılarıma kurgu eklemeye başladım ve edebiyat cephesinde de ilerledim. 2021 yılında Urla’ya yerleştiğimde şehir beni her yönü ile büyüledi. Eşsiz coğrafyanın yanı sıra, antik dönemden itibaren katman katman tarihi, bu kadim topraklardan geçen düşünce tarihinin en önemli filozofları, yine bu topraklardan beslenen
şairler, yazarlar, heykeltraşlar… Yakın geçmişte bir arada yaşayan farklı dinlere, dillere mensup toplumlar, bu toplumların yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda kalması, beraberlerinde getirdikleri ve götürdükleri duygular, yaşam  koşulları, alışkanlıklar hepsi anlatılmayı bekliyordu bana göre…”

OKTAY ÖZENGİN “İŞGAL YILLARINDA MENEMEN” KİTABI

Altıbin yıllık tarihe sahip Menemen, Yunan işgal yıllarında tarihindeki acıların en büyüklerinden birini yaşamıştır. Uzun yıllar boyunca baskı, zulüm ve katliamlara maruz kalan Menemen halkı işgali hiçbir zaman kabullenmemiş,
kurulan yerli çeteler ve Kuvay-i Milliye grupları ile direnişler göstermişlerdir. Bu sunumda işgal yıllarındaki mekânlar, kişilikler ve yaşanan olaylar fotoğraflar ve kısa bilgiler ile anlatılmıştır. Oktay ÖZENGİN ile söyleşi Sizi uzun yıllardır, Menemen’de gerçekleştirdiğiniz yayınlar aracılığı ile tanıyoruz. Bize kısaca kendinizden bahseder misiniz? 1966 yılında Menemen’de doğdum. Anne tarafım Girit, baba tarafım Makedonya göçmenidir. Asıl mesleğim Matbaacılık olmakla birlikte otuz iki yıldır Menemen tarihi üzerine araştırmalar yapmaktayım. İlçemin tarihini araştırmayı çok seviyorum ve bu konuda yedi kitap yazdım, on sekiz fotoğraf sergisi açtım ve çeşitli yayınlara sayısız makale hazırladım. Halen Menemen Belediyesi Kent Arşivi ve Müzesi Koordinatörü olarak görev yapmakta, ekibimle birlikte ilçemize güzel bir müze kazandırmak için çalışmaktayım. Çalışmalarınızı yerinde inceleme fırsatı bulduk. Gerçekten son derece değerli ve zengin bir koleksiyon oluşturmuşsunuz. Ellerinize sağlık sizin ve tüm ekibin. Ödüle değer bulunan yayın oldukça zengin bilgi ve görsel içeriyor. Bu yayın nasıl doğdu diye sorsam? İşgal yıllarında Menemen kitabımı yazmak benim uzun
yıllardır hedeflediğim bir projeydi. Yurt içinde ve yurt dışında yaptığım beş yıllık bir araştırmayı fotoğraflarla da destekleyerek kitap haline getirmek benim için zor olmadı. Özellikle Yunanistan’ın başkenti Atina’da, yüz yıl önce
Selanik’e yakın bir bölgede kurulan Nea Menemeni (Yeni Menemen)‘de yaptığım araştırmalar heyecan vericiydi. Yunan ve Rum vatandaşlardan gördüğüm yardım ve yakın ilgi harikaydı. Bu kitabımın Menemen işgalinin sona ermesinin ve aynı şekilde Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılında değer bulması benim için ayrıca bir mutluluk kaynağıdır.
Kutluyor ve teşekkür ediyoruz.

ALBERT N. CONTENTE & SELİM BONFİL “İZMİR’DEN HİKÂYELER” KİTABI

“İzmir’den Hikâyeler” (Estorias de İzmir) kitabı; 1926 yılında İzmir’in İkiçeşmelik (1.Juderia) mahallesinde dünyaya gelen Albert N. Contente’nin kaleme aldığı hatıralarıdır. Hatıralar, Contente’nin çocukluğunun geçtiği 1930-40’lı yıllara dair İzmir’in unutulmaya yüz tutan, o zamanların İzmir ve Yahudi yaşamına yönelik pek çok bilgiyi gün yüzüne çıkarmaktadır. Ağırlıklı olarak I. Juderia yaşamına yönelik, bir kısmı ise Karataş, Alsancak yaşamını kapsayan bu hatırat; çocukluğun yalın ama bir o kadar da dikkat çekici detayları ile örülüdür. 2004 yılında özel kopya olarak basılan kitap; İzmir’in Ladino diliyle insanları, gelenekleri çocuk gözüyle aktaran yalın, sıcak ve samimi ifade gücüyle okuyucuya
ayrı bir keyif vermektedir. Ladino ve İngilizce olarak da yayınlanan hikâyelerin, ayrı bir basım ile Ladino ve Türkçe çevirisiylebasılan bu kitapla o günlerin hatırası Ladino dilini bilmeyen İzmirlilere de ulaşarak hatıraların herkesçe tanınmasını sağlamaktadır. Kitaptaki hikâyeler, Contente’nin çizdiği,dili gibi yalın ve incelikli detaylara sahip illüstrasyonlarla adeta o günleri canlandırmaktadır. Diğer bir zenginlik ise Selim BONFİL’in Eski İzmir ve Yahudi yaşamını aktaran fotoğraf koleksiyonundan karelerin ve yine kendisinin bazıları hala süren gelenekleri belgeleyen yeni fotoğraflarının kitapta konularına göre yer almasıdır.

Albert N. Contente hakkında bildiklerimiz
Albert N. CONTENTE’nin annesi Polina CONTENTE İngilizce öğretmeni olduğu için çoğunlukla Karataş, Göztepe ya da Alsancak’ta oturan varlıklı Yahudi ailelerin çocuklarına ders vermiştir. Albert de daha küçük bir çocukken  annesinden İngilizce öğrenmiş ilerleyen yıllarda Ankara’ya taşınarak bir Amerikan şirketinde ağır inşaat makine eksperliği işiyle uğraşmıştır. Daha sonra eşi Zelda ile birlikte Amerika’ya göç etmiş, resimlerini kendi tasarladığı çocuk kitapları yazmıştır. Bir Cumhuriyet tanığı ve çocuğu olan Contente, hep cumhuriyetin açmış olduğu devlet okullarında okumuştur. İleri yaşına rağmen Amerika’da üretmeye devam etmektedir. Kitabın düzeltmelerinive önsöz yazımını Karen Gerson ŞARHON, tercümeler i Kenan Cruz ÇİLLİ, grafik çalışmalarını Abdullah Hakan UNUR, üstlenmiştir.

TARİHİ VE KÜLTÜREL MİRAS KONULU OKUL PROJELERİ TEŞVİK ÖDÜLÜ

TED ALİAĞA KOLEJİ VAKFI ÖZEL LİSESİ “YERELDEN EVRENSELE ALİAĞA’NIN UNUTULAN LEZZETLERİ” Jüri Özel Ödülü

Okul Müdürü: Serkan BECEREN
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmen: Tuba MANGALOĞLU
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: Arda YILMAZ, Nisa Nehir BOZDEMİR
Aliağa merkez ve köylerinde (Güzelhisar, Çaltıdere, Hacıömerli, Çıtak, Karakuzu Köyleri) aile kökenleri ve o ailelerin geleneksel yemek tarifleri üzerine sözlü tarih çalışması gerçekleştirmişlerdir. Çalışmalarına gittikleri köyü ve röportaj yaptıkları kişilerin fotoğraflarını da ekleyerek Aliağa’nın mutfak kültürünü ortaya çıkarmışlardır. Bu süreç içindeki ziyaretler sırasında kendileri de deneyimleme şansı elde etmişlerdir. Bölgeye özgü ve unutulmaya yüz tutmuş tarifleri gün yüzüne çıkararak, Aliağa halkının kökenleri hakkında da bir görüş elde etmişlerdir. “İzmir, 2022 yılında dünyanın en büyük gastronomi fuarına ev sahipliği yaptı.‘Terra Madre’ adındaki bu uluslararası fuar ilk defa İtalya dışında bir kentte gerçekleştirildi. Dünyanın mutfağının İzmir’e, İzmir’in mutfağını dünyaya tanıtan bu fuardan yola çıkarak, unutulan lezzetleri de gün yüzüne çıkarmayı amaçladık. Son yıllarda sağlıklı yaşam bilincindeki artışla birlikte Ege
mutfağının daha çok tercih edilir hale geldiğine dikkat çekerek, bu tariflere evrensel nitelik kazandırmak istedik. Yerel halkın sahip olduğu mutfağın tanınması, kültürel lezzetlerin sürdürülebilirliğinin sağlanmasında ve gelecek kuşaklara ulaşmasında son derece önemlidir. Çünkü bir toplumun kendisini ve yaşam tarzını ifade eden ve diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biridir yemek kültürü. Ege mutfağı, mideyi fazla yormayan hafif ve sağlıklı ürünlerden oluşan bir mutfaktır. Zengin ot çeşitliliği barındıran bu mutfak tarih boyunca değişik kültürleri bir araya getirmiştir. Değişen yaşam koşulları ile geçmişte vazgeçilmez olarak görünen ancak günümüzde unutulmuş ve yok olmaya başlamış birçok lezzet vardır, bu mutfakta. Biz de projemizde geçmişten günümüze unutulan lezzetleri, kendine özgü yemek kültürü ve damak tadıyla varolan merkezlerden birini ele almak istedik. İzmir’in kuzey bölgesinde yer alan, geçmişi oldukça köklü yıllara dayanan Aliağa ve köylerindeki lezzetleri araştırarak sizlere sunduk.”

İZMİR ÖZEL TEVFİK FİKRET İLKÖĞRETİM OKULU “BENİM KENTİM İZMİR’İM”

Okul Müdürü: Deniz ATALAY
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmenler: Süeyla YILDIRIM, Berrin GÜRBÜZ, Işıl GÖNCÜOĞLU, Ayça ÖZER, Fatih TUNCER, Fergül KAYA, Amandine H.SAĞIŞMAK, Zümran YARAN
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: (3A ve 3B öğrencileri)
Musa GÖKDERMEN, Defne EKİNCİ, Denizhan SANDIKÇI, Esme Deniz CAN, Arman ZENGİN, Ceren ZENGİN, Hüseyin KAPLAN, Nil HAZNEDAROĞLU, Emir AÇIKBAŞ, Helen Peri TÜZÜN, Beril PAKKAN, Kerem BIÇAKÇI, Tolga TARMAN, Sofia Grace DALAN MURPHY, Umay Ela KESKİN, Mira DEMİRDÖVER, Melis OZMAN, Doğa KARADAŞ, Ali Metin KIZILIRMAK, Kalben Özlem KİNAŞ, Ada ÖZKAYA, Ece CEYHAN, Arya ARAZ, Burak Kemal ÜTE, Çağan ARI, Cemre SEMERCİOĞLU, Arın ATAK, Emin Rüzgar ÜLKÜ, Aziz Yağız ARSLAN, Rüzgar GEÇER, Rüzgar KOCAMAZ, Zuhal Deren ERSOY, Nil BÜLBÜL, Nil DEVECİ, Can İPEK, Can AYDIN, İsmail Timur AKAY, İzmir Serçin DAL, Arman Uzay TOPUZYAN, Açelya GENÇ
Öğrencilerin kentlilik ve çevre bilincini erken yaşlarda kazanması, yaşadıkları kenti tanıyarak sahip çıkmaları amacıyla 3.sınıf öğretim programı dikkate alınarak “Benim Kentim İzmir’im” projesini geliştirmişlerdir. Proje süresi boyunca 3. sınıf öğrencileri İzmir’in tarihi ve doğal güzelliklerini keşfederek yaşadıkları şehre ilişkin araştırmalar yapmış, öğrendiklerini ise veli katılımlı yılsonu etkinliğinde paylaşmışlardır. Benim Kentim İzmir’im projesi öğrencilerin araştırma, sunum hazırlama, ekip çalışması becerilerini geliştirmelerine yardımcı olurken aynı zamanda onlara İzmir’in zengin kültürel mirasını hayat bilgisi, Türkçe, Fransızca, müzik, beden eğitimi gibi farklı disiplinler aracılığı ile keşfettiklerini deneyimleme imkânı sunmuştur.
“Öykülerin İzinde Symrna’dan İzmir’e” kitabının yazarı Sara Pardo ile kostümlü drama çalışması, rehber eşliğinde gezdikleri mekânları Türkçe-Fransızca iki dilde olmak üzere anlatmaları, İzmir yöresinin halk oyunlarının öğrenerek gösteri hazırlayarak oynamaları çok sayıdaki etkinliklerinden biridir.

KONAK ÖZEL TÜRK ORTAOKULU “ROTAMIZ İZMİR”

Okul Müdürü: Evrim BAYAR
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmen: Merve BURSA
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: Alya AKINCI, Ateş AĞACAN, Ateş ŞENTÜRK, Bilge KIZGINOĞLU, Can Ateş AĞAR, Can ÖZCAN, Duru BERBEROĞLU, Duru IŞIK, Lara YAMAN, Nehir KIRATLI, Sarp KAZCIOĞLU, Yağız IŞIK

Proje; UNESCO Kulübü öğrencilerinin İzmir’in yerel tarihi hakkında bir dizi çalışmayı içeren ve bu çalışmalar sonucunda hazırlanan “Rotamız İzmir” adı kültürel miras üzerine kurgulanan bir oyun geliştirirler. 2022-2023 eğitim-öğretim yılı boyunca İzmir’in çok kültürlü yaşantısına kanıtlar oluşturan mekânları araştırıp, rehberler eşliğinde gezerek, elde edilen bilgilerle sınıf içi atölye çalışmaları ve sunumlar yaparak önce bunlardan panolar oluşturmuşlardır. Ayrıca tüm okul ve velilerinin okuyabileceği birinci ve ikinci dönem kulüp çalışmalarını içeren bültenler hazırlamışlardır. Kulübün birinci dönem çalışmaları; şehrin çok kültürlü yaşamı üzerine yoğunlaşırken, ikinci döneminde ise öğrenciler İzmir’i bir liman kenti olarak değerlendirip incelemişlerdir. Tüm bu çalışmaların sonucunda ise öğrencilerin gezdiği yerlerin tamamını içeren, soru ve cevapları eşleştirerek oyun kapsamında yer alan yolu önce tamamlama hedefine dayanan bir oyun tasarlamışlardır. Onların kendi ifadeleri ile oyun şöyledir: “Oyunumuzun adı: Rotamız İzmir. Oyun 4-8 kişi arasında oynanabiliyor. Amaç; oyunculara dağıtılan biz kulüp öğrencilerinin hazırladığı her bir soru kartının masada kapalı ve karışık bir şekilde duran cevap kartları ile eşleştirerek, rotayı hızlı bir şekilde tamamlamak. Bu sorular, şehrimizin yerel tarihi ile hem bilgi hem de farkındalık sağlamak amaçlı hazırlandı. Bu yüzden her cevap kendine özgü ve daha önce duymadığınız bilgiler içerebilir. Biz oyunu hazırlarken de oynarken de çok eğlendik. Umarız siz de oynarken beğenirsiniz. Yorumlarınızı bize iletmeyi unutmayın.”

GEÇMİŞİN PARÇALARI GÜNÜMÜZDE BİRLEŞİRSE UKEB OKULLARI

Okul Müdürü: Ali Mahmut AKÇA
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmenler: Nil AKINCIBAY
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: Eliz BOZKURT, Asya DUMAN, Nil GÜNDÜZ, Azra TÜRKCAN, Zeynep Ertuğrul,
Irmak DALGIÇ
2019 yılında Yeşilova höyüğünü ziyaret eden öğrenciler Kazı Başkanı Doç. Dr. Zafer Derin’den devam eden arkeolojik kazılar ve çıkarılan parçaların nasıl birleştirildiği, restorasyonun nasıl yapıldığı hakkında geniş çaplı bilgi edindikten sonra okul bahçesinde bir testi kırıp, kırılan parçaları toprak altına gömmüşler ancak Pandemi nedeni ile projeye ara vermek zorunda kalmışlar. Geçen iki yıl ardından projeye emek veren öğrenciler projeyi tamamlayamadan okuldan mezun olmuşlar. 2021 yılında projeye yeni katılan öğrenciler toprakaltından parçaları çıkartıp İzmir Arkeoloji Müzesi arkeoloğu Pınar TUNÇ ALTUN ile çevrimiçi platformda bir araya gelerek, geleceği anlamak için geçmişi aydınlatmanın önemini kavrama yönünde adım attıkları sohbeti keyifle geçirmişler. Arkeolojik kazılarda çıkan parçaların nasıl birleştiği konusunda Doç. Dr. Zafer DERİN’den edindikleri bilgilerin üzerinden öğretmenleriyle birlikte geçtikten sonra pişmiş toprak tek kuplu testinin kalan parçalarını birleştirmiş, boşluk kalan kısmının içine balon şişirerek alçı ile formu tümleyip projeyi bitirmişler.

UKEB Okulları- Geçmişin Parçaları Günümüzde Birleşirse Okul Projeleri Teşvik Ödülü

BUCA’NIN KÜLTÜREL MİRASI BUCA BİLSEV KOLEJİ

Okul Müdürü: Bakiye ÖZKAN
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmenler: Merve BURSA, Cansu GÜLER
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: Ela KORKMAZ, Elif KORKMAZ, Nuray Ezgi ÖZDEMİR, Asya ÖZKAYA, Berranur
İNCİ, Sedef ÇETİN, Kuzey FİLİZ, Ehlinaz ASLAN, Yağmur YILMAZ, Beren ELMASOĞLU, Nehir AVCI, Melek Fadime
ORMANTEPE, İrem KARAKAYA, Ayaz BOZ, Seray KARAKAYA, Nehir CİNGÖZ, Eylül COŞKUNER
Unesco Kulübü olarak 2018 yılından bu yana kitaplar, makaleler, belgeseller ve geziler ile yerel kültürel miras hakkında farkındalık kazanan öğrenciler; edindikleri bilgileri ve deneyimleri ‘Buca Kültürel Miras Sergisi’ ile arkadaşları ve aileleri ile  paylaşmışlardır. Piyano dinletisi ile başlayan program akışı onur konuğu olarak davet edilen gazeteci yazar Tayfur GÖÇMENOĞLU’ nun konuşmasının ardından öğrencilerin deneyimlerini paylaştığı sunumlarla devam etmiştir. Hazırladıkları ‘budja haritası’ nın içeriği sergi aracılığıyla detaylı olarak aktarılmış.

Buca Bilsev Koleji- Buca’nın Kültürel Mirası Okul Projeleri Teşvik Ödülü

NAZAR BONCUĞUNUN GİZEMLİ YOLCULUĞU UĞUR OKULLARI

Okul Müdürü: Gülbin Beyaz KALDAN
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmenler: Ayşe ÜNAL, Özge KARKI, Sevcan GERİDÖNMEZ
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: Üçüncü sınıf seviyesindeki tüm öğrencilerimiz.
Projelerine; nazar boncuğu hakkında sorular sorarak başlayan öğrenciler, İzmir’de nazar boncuğu yapımının ilk ortaya çıkış hikâyesini, ham maddesinin ne olduğunu, üretim aşamalarını, türlerini ve günümüzde ne tür amaçlar için kullanıldığını öğrendikten sonra yazar Fatma DİRİCAN PEŞEMEN ile ‘yaratıcı yazma’ ve 21. yüzyıl atölye çalışması ile sunumda yer alan bazı kavramlar ve ‘nazar boncuğu’ temasından yola çıkarak her biri kendi masalını yazmıştır. Ardından sanat atölyesinde
nazar boncuğu kullanarak makromeden anahtarlıklar yapmışlardır. Boncuk ustası Uğur Karataş’ın okullarında gerçekleştirdiği sunum ile üretiminin inceliklerini, yaşadıkları zorluklar üreticisinden dinledikten sonra Nazarköy’e gezi düzenlemişlerdir. Gezi esnasında üretim ocaklarında kendi boncuklarını yapan öğrenciler, ustaların işinin ne kadar zor olduğunu deneyimleyerek anlamışlar ve nazar boncuğu kullanarak kendi bilekliklerini tasarlamışlardır. Gezi dönüşü öğretmenlerinin hazırladığı ‘gezi güncesi’ formu ile edindikleri bilgilerin ve deneyimlerin pekişmesi sağlanmıştır. 3.sınıfların her şubesi bir proje adı önerisi sunmuş daha sonra her sınıfın önerisini ailelerinin oylayabileceği Google form oluşturulmuş ve en çok oyu alan ‘Nazar Boncuğu’nun Gizemli Yolculuğu’ adı projenin adı olarak kullanılmıştır. Projenin en başında ön test ile yanıtladıkları soruların benzerlerini son bir testle tekrar yanıtlayarak, ilkinde yanlış yanıtladıkları sorulara artık doğru cevap verebildiklerini  görmüşlerdir. Yaşadıkları şehrin tarihi ve kültürel değerlerini öğrenmek amacıyla yola çıkan öğrenciler, projeyi gerçekleştirirken hem eğlendiklerini hem de öğrendiklerini belirtmişlerdir.

Uğur Okulları- Nazar Boncuğunun Gizemli Yolculuğu Okul Projeleri Teşvik Ödülü

İZMİRLİ ÖRNEK CUMHURİYET KADINI AYŞE MAYDA İZMİR ÖZEL TÜRK KOLEJİ ANADOLU LİSESİ

Okul Müdürü: Ersoy FİLİZ
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmenler: Metin TİRE
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: Berrak ÖZCAN, Arda BALIN, Alara KALEMCİ, Zeynep KILINÇ
Bu çalışmada ülkemizin ilk kadın ortodontistlerinden biri olan İzmirli Ayşe MAYDA’ nın yaşamı incelenerek, örnek cumhuriyet kadını olmasını sağlayan eğitimi, özel ve mesleki yaşamı, başarıları, yardım severliği, insanlık yararına çalışmaları, İzmir kent kültürüne katkıları ve toplumumuza rol model oluşturan davranışları ortaya konmaya çalışılmıştır. Çalışmaya Ayşe MAYDA’ nın henüz hayatta olduğu 2019 yılının ekim ayında başlanmış ve 2020 yılı haziran ayında tamamlanmıştır. Yaşamını incelenmeye karar verdiklerinde Ayşe MAYDA’dan izin alınmış, evinde çekim yapılarak görüşmelere başlanmış, pandemi dönemi başladıktan sonra da gerekli sağlık önlemleri alınarak ve onayı ile görüşmelere devam edilmiştir. 2021 yılının Aralık ayında Ayşe MAYDA 105 yaşında vefat etmiştir. Çalışma onun 105 yıllık yaşamının son görüşmelerini kapsaması nedeniyle de özel bir öneme sahiptir. İnternet ortamında ve görsel basında yapılmış olan haberler taranarak notlar çıkarılmıştır. Ayşe MAYDA’ yı yakından tanıyan, onunla çok sayıda ortak çalışma yürütmüş olan İTK Latife Hanım Köşkü Kurucu Müdürü, Atatürk Araştırmacısı Ahmet GÜREL ile yüz yüze, bu çalışma sonrasında kendisi de vefat etmiş olan sivil toplum gönüllüsü Sancar MARUFLU ile telefon ve mail üzerinden görüşmeler yapılmıştır. Sancar Maruflu ölmeden bir yıl önce gerçekleştirilen görüşmede onun için “Ayşe MAYDA, İzmirli kadınların gururu bir efsanedir. İzmir’de ve Türkiye’de kadınlara değer verilmesini sağlayan bir öncüdür. Onun yetiştiği dönemlerde kadınlar en çok öğretmenlik yapabilir, öğretmen olarak düşünülebilirdi. Oysa Ayşe MAYDA ve onun gibi yalnızca bir avuç kadın, öncü oldular. Önce eğitimli kadınları çevrelerine toplayıp, örgütlü kadın aydınlanmasını başlattılar. Ezilen muhtaç kadınlara ulaşmaya, onların elinden tutmaya çalıştılar” demiştir. Öğrenciler bu çalışma sürecinde Ayşe Mayda’nın yaşamı üzerinden Genç Cumhuriyet sürecinde bir kadının neler yapabileceğine tanıklık etmiş, toplumsal cinsiyet eşitliğinin önemini içselleştirmiştir. Sonuç ürün ise Cumhuriyet’in yetiştirdiği örnek bir kadının yaşamını kapsayan bir biyografidir.

İzmir Özel Türk Koleji Anadolu Lisesi- İzmirli Örnek Cumhuriyet Kadını Ayşe Mayda Okul Projeleri Teşvik Ödülü

“GÖLGEDE KALMIŞ İZMİRLİ BİR YURTSEVER RAHMETULLAH EFENDİ (ÇELEBİOĞLU) ÖVGÜ TERZİBAŞIOĞLU ANADOLU LİSESİ

Okul Müdürü: Serdal ATAV
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmenler: Gonca TİRE
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: Yağmur KALKAN, Furkan BATTAL, Doğa BOZ, İrem Nur ÖKSÜZ
Mustafa Kemal ATATÜRK ile Latife Hanım’ın Uşakizade Köşkünde yapılan evlilik töreninde, geleneksel dini nikâh dışında medeni nikâhın örneklerini sergileyen, Zübeyde Hanım ile Latife Hanımın sevgi ve saygısını kazanmış, çağdaş düşünce yapısına sahip, gölgede kalmış bir isim olan İzmir Müftüsü Rahmettullah Efendi’nin yaşamını inceleyip, araştırarak yaşadığı evi inceleyerek onun hakkında bir biyografi elde etmişlerdir. Öğrenciler bu çalışma ile Rahmetullah Efendi’nin İzmir’in kurtuluşu için direniş gösteren, cumhuriyet değerlerine bağlılığı ile bilinen bir kimlik olarak İzmir’de bıraktığı izi de gün yüzüne çıkararak öğrenmiş ve tanınmasına vesile olmuşlardır. Paşa, Uşakizade Latife Hanım ile 29 Ocak 1923 tarihinde gerçekleşecek bu nikâh öncesinde Müftü Rahmetullah Efendi ile görüşmüş, ona “Nikâh nedir ?” diye sormuştur. Müftü “nikâh bir akittir, şahitler huzurunda verilen bir sözdür.’’ yanıtını vermiştir. Atatürk, nikâh esnasında yapılan diğer uygulamaları sorduğunda ise müftü, ‘’onlar daha sonra çıkmış uygulamalardır, dini olarak hiçbir değeri yoktur. Önemli olan iki kişinin şahitler huzurunda karşılıklı söz vermesidir.” şeklinde açıklama yapmıştır.

Övgü Terzibaşıoğlu Anadolu Lisesi- Gölgede Kalmış İzmirli Bir Yurtsever Rahmetullah Efendi (Çelebioğlu) Okul Projeleri Teşvik Ödülü

İZMİRİM, TARİHİM, MAKETİM ANAFARTALAR İLKOKULU

Okul Müdürü: Samet BAŞKONUŞ
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmenler: Samet BAŞKONUŞ, Tevfik Sezgin AKAN, Nilüfer CANSIZ, Semra ERTAÇ
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: Bengü BÜYÜKALP, Ahmet Çınar ATİK, Songül SEZER, Yusuf Emir ÖZENCİ, Öykü Nira TAŞÇIOĞLU, Nehir KESKİN, Nursema ÜNVER, Muhammed ÇETİN, Çiğdem Nergiz MORALI, Emine SANIK, Amara ALTUN,
Kevser SEZER
Okul yönetimi, ilkokul öğrencilerinin katılacağı maket yarışması düzenler. Şartname ve değerlendirme ölçeği sınıf panolarına asılır. Yarışmaya katılacak eserlerde, ahşap, mermer, çakıl taşı, strafor, mukavva, alçı gibi malzemeler kullanılabileceği gibi
geri dönüşümlü cam, kâğıt-karton, plastik, kompozit, metal vb. ambalaj atıklarından da faydalanılarak maketler yapılabilir. Genç nesillerde tarih bilincinin arttırılmasını sağlayacak ve teşvik edecek içerikte özgün çalışmalar olması beklenmektedir.
Sergilenmek üzere seçilen maketlerinin sunumunu öğrenciler değerlendirme sırasında yapacaklardır ve seçici kurul tarafından sergilenmesi uygun görülen maketler daha sonra okul idaresinin belirleyeceği bir tarihte sergilenecektir ancak pandemi nedeni ile okul sergisi düzenlenememiş, sanal sergi yapılarak tüm öğrenci ve velilerin ulaşması sağlanmıştır.

Anafartalar İlkokulu- İzmirim, Tarihim, Maketim Okul Projeleri Teşvik Ödülü

SAKLI KALMIŞ BİR DEĞER İZMİR KLAZOMEN KARANTİNA ADASI İZMİR TED KOLEJİ

Okul Müdürü: Berna KURTULUŞ
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmenler: Eda Vicdan AKTAŞ
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: Beren TÖR, Mustafa KOCABAŞOĞLU (8. Sınıf)
Urla Klazomenai Karantina Teşkilatı’nı çocuklar gözünden tanıtmak amaçlanmıştır. Bilgisayar ve çizim programları ile gerçeğe yakın bir şekilde Urla Karantina Adası’nı insanların gözünde canlandırmaya çalışmışlardır ve adayı ve adanın çalışma prensibini anlatan proje raporu hazırlamışlardır. Projelerini Akıllı kutu ve youtube videosu ile sunmuşlardır. “Bulaşıcı hastalıkların yayılım hızlarının artması sonucunda Osmanlı Devleti, ülkenin sağlık sınırlarını kontrol etmek amacıyla Karantina Teşkilatı’nı kurmuştur. Sultan Abdülaziz devrinde 1866-1869 yıllarında yapımına başladığı düşünülen Klazomenai Tahaffuzhanesi, Amerika ve Hırvatistan’dan sonra dünyadaki en önemli karantina adalarından biridir. Urla Klazomenai Adasındaki Tahaffuzhane’nin yeterince insanlar tarafından bilinmediğini fark ettik. Karantina Adası’nı ve adadaki gündelik düzeni, işleyişi, tarihi fotoğraflar ve döneme ait bilgilerle bilgisayar ve çizim programları kullanarak, görsellerle zenginleştirerek, zihinlerde canlandırmayı hedefledik. Tarihi mekânlara ilişkin görsel algımızı canlandıran materyallerin yeterince olmayışı bizi bu çalışmaya itti. Dolayısıyla tarih bilincimizi güçlendirmek için teknolojiden de yararlanmanın faydalı olabileceğini düşündük. Bu çalışma ile tarihin bizlere bıraktığı mirası koruma ve sahip çıkma sorumluluğunu oluşturmayı amaçladık. Öncelikle ülkemizde daha sonra dünya genelinde bu çok önemli tarihi mekânı ve mirasımızı bilinir ve görülür kılmayı hedefledik. Anahtar Kelimeler: Tebhirhane (Dezenfeksiyon İstasyonu), Karantina,Tahaffuzhane,Klazomenai,Salgın

İzmir TED Koleji- Saklı Kalmış Bir Değer: İzmir Klazomen Tahaffuzhanesi Okul Projeleri Teşvik Ödülü

KEMERLATI’NI GEZİ-YORUM ÖZEL İZMİR AMERİKAN KOLEJİ

Okul Müdürü: Didem ERPULAT
Projeye Katkıda Bulunan Öğretmenler: Esra ULUZ DEMİR – Sema GÜR
Projeyi Hazırlayan Öğrenciler: Lise 2 Seviyesindeki Tüm Öğrencilerimiz
Kentli tanıdığı yeri benimser, korur, tanıtır fikriyle öğrencilerin hem tarihsel bakış açısıyla hem de kentte yaşayan bireyler olarak tarih boyunca İzmir’in ticaretinin can damarı olan kültürel olarak bir gök kuşağı olan Kemeraltı’nı bu bilinçle gezerek
deneyimlerini afiş ve filme dönüştürmüşlerdir. Lise 2 öğrencilerinin müfredatta geçen han-ticaret-ekonomi bağlamında İzmir’in kalbi Kemeraltı ve Kızlarağası Hanı’na iki ya da üç kişilik gruplar halinde gezi yapıp, filmler çekmişlerdir. Bunun için kendilerinin hazırladığı yönergeyi adım adım izlemişler. Gezi sürecinde çektikleri fotoğraflardan afişler hazırlamışlardır. Filmlerini ise onlara verilen linklere ekleyerek QR kod oluşturup afişlerine eklemişler. Projelerini 09.06.22’de TARKEM ve EGİAD iş birliği ile Portekiz Sinagogu’nda düzenlenen açılışla sergilemişlerdir. (09.06.22) Sergi iki gün boyunca ziyarete açık kalmıştır.

Özel İzmir Amerikan Koleji- Kemeraltını Gezi-Yorum Okul Projeleri Teşvik Ödülü

Metinler: Ayşegül GÜNGÖREN

Fotoğraflar: Mehmet YASA

ÖDÜL KOMİTESİ ÜYELERİ

  • Prof. Dr. Başak İPEKOĞLU – İ.Y.T.E. Mimarlık Fakültesi, Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü Öğretim Üyesi
  • Prof. Dr. Emel GÖKSU – D.E.Ü. Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Bölge Planlama Anabilim Dalı E. Öğretim Üyesi
  • Prof. Dr. Eti AKYÜZ LEVİ – D.E.Ü. Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi
  • Prof. Dr. Emel KAYIN – D.E.Ü. Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü Öğretim Üyesi
  • Asiye Mehtap GÜNGEN  – İzmir 1 No’lu Kül. Var. Kor. Böl. Kur. Müdürü
  • Deniz DURDU – İzmir 2 No’lu Kül. Var. Kor. Böl. Kur. Müdürü
  • İlker KAHRAMAN – Mimarlar Odası İzmir Şubesi Başkanı
  • Ezgi DEDE – Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi

DANIŞMA KURULU ÜYELERİ

  • Tunç SOYER – İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı
  • Barış KARCI – İBB Genel Sekreteri V.
  • Özgür Ozan YILMAZ – İBB Genel Sekreter Yardımcısı
  • Vahyettin AKYOL – İBB Etüd ve Projeler Dairesi Başkanlığı
  • Seval SOYSAL TOPUZ –  İBB Tarihsel Çevre ve Kültür Varlıkları Şube Müdürü

SEÇİCİ KURUL BAŞKANI

  • Doç. Dr. Zeynep YASA YAMAN, Sanat Tarihçisi Hacettepe Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Anabilim Dalı E. Öğretim Üyesi

ASİL SEÇİCİ KURUL ÜYELERİ

  • Cengiz KABAOĞLU, Koruma Mimarı, Uygulamacı
  • Prof. Dr. Vasıf ŞAHOĞLU, Arkeolog Ankara Üniversitesi, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi, Arkeoloji Bölümü, Protohistorya ve Önasya Arkeolojisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
  • Doç. Dr. F. Feyzal AVCI ÖZKABAN, Mimar – Restorasyon Uzmanı Dokuz Eylül Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Mimarlık Bölümü, Restorasyon Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
  • Özden ALICIGÜZEL, Yüksek Şehir Plancısı, Uygulamacı
  • Doç. Dr. Hilmi Evren ERDİN, Şehir Plancısı Dokuz Eylül Üniversitesi, Mimarlık Fakültesi, Şehir ve Bölge Planlama Bölümü, Şehircilik Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
  • Dr. Keziban Müge ÇELİK, Mimar İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü, Kültür Varlıklarını Koruma ve Onarım Bölümü Araştırma Görevlisi

RAPORTÖRLER

  • Ayşegül GÜNGÖREN (Arkeolog & Uzm. Sanat Tarihçisi)
  • Mehmet YASA (Restoratör & Fotoğrafçı)
  • Sibel YÜCEL (Medya İletişim)
  • Ozan GİRGİN (Arkeolog)
  • Özlem KILINÇ (Restoratör)